"Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.
Bu kitapta:
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa'yı...
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı."
Efsane'de İskender Pala, Barbaros Hayreddin Paşa’nın hayatını anlatırken, onun yanında Endülüs Prensi Saint Alkala’nın gözünden aktarılan bir hikâye anlatılıyor.
Akdenizi, gemilerin gürültüsünü, deniz savaşlarını, Osmanlı deniz gücünü, dönemin siyasetini okuyorsunuz. Pala, Midilli’den Cezayir’e, İstanbul’dan Gırnata’ya uzanan geniş bir coğrafyayı ele almış.
Bir diğer dikkat çekici durum ise, aşkın romana kattığı yoğunluktu. Saint Alkala’nın Billure’ye duyduğu aşk, Barbaros’un kahramanlık hikâyeleriyle birlikte geçiyor.
Efsane kitabı Barbaros’un destansı hayatının yanı sıra dostluk, aşk ve fedakârlığı da anlatan bir eserdi. Hem tarihî bilgi hem de edebi keyfi güzel. Okumanızı tavsiye ederim.
Yorum yapmak için giriş yapın.
Yorumu Rapor Et